Vefatı üzerinden 40 gün geçen büyük İslam hekimesi, mücahide Dr. Aidin Salih Hanım üzerine tefekkür ediyorum.
Hayata, hadiselere bakış açımızda devrim yapan, bize ‘hikmet’i ve ‘hakikat’i öğreten, insanlığın kurtuluşu için büyük çaba ve fedakarlık gösteren azim, izzet, nezaket, ilim ve irfan abidesi, şuurlu bir müslüman, müşfik ancak tavizsiz bir tebliğci, apaçık bir uyarıcı olarak beliriyor Aidin Hanım gözümün önünde.
Hayat, hastalık, şifa konusunda bize yahudi sömürü düzeninin esiri olmak zorunda olmadığımızı, şifanın ve sağlığın Peygamberimizin Sünnetine uygun yaşamakta olduğunu bir ilmi sistem içerisinde anlatarak, hastalarına uygulayıp kanıtlayarak göstermişti.
O, bilimin adeta bir şirk sebebi olduğu, tıbb’ı kanun, doktorları kanun koyucu, sözlerini ise mutlak doğru ve tartışılmaz kabul ettiğimiz, yahudinin şeytanın bir aktörü olarak önümüze koyduğu bilim kılıflı saptırıcı düzenine karşı çıkmanın hem de dindarlarımız tarafından bile kınandığı;
Peygamberimizin tedavi tavsiyelerinin ‘o devirde bilim yoktu da…, bu devirde bilim var da…, peygamber herşeyi bilmez de…, Peygamber doktor mu da… O hadisler uydurma da…’ bunlar ve benzeri mantıklarla reddedildiği, Efendimizin şiddetle tavsiye ettiği bir çok Sünnetin unutulduğu, yaptırdıktan sonra fayda görüp başkasına tavsiye edenlerin bizlere ‘ O neydi, hacıvat macıvat diye bir şey yapmıştık ya’ diye soracak kadar Hacamat örneğinde olduğu gibi bir çok sünnete yabancılaştığımız bir dönemde ‘Kınayanın kınamasına aldırmadan’, Allah’ın rızasını umarak hakikati söylemiş, bu yolda mücadelesine devam etmişti.
Halbuki alimlerimiz Peygamberimizin peygamberliğine esasta inanan ancak kabilem ne der diye iman etmeyen amcası Ebu Talip’in ‘Kabilecilik’ anlayışı ile şirke düştüğünü, şirkin sadece puta tapmakla olmadığını, Kur’an’ın yasakladığı fuhşiyatı yaparken ‘Bizimki SANAT’ diyenlerin sanatı bir şirk sebebi yaptığını, bugün bilimin de bu mantıkla insanları şirke götüren bir unsur olduğunu anlatırken Aidin Hanım’ın uyarılarında adeta Peygamberimizin neden ümmetini şirk konusunda bu kadar uyardığı hakikatini idrak etmiş, dini emir ve tavsiyeler karşısında bilim diye yaptığımız muhalefetin hem maddi zararlarını ve hem imani tehlikelerini görmüş olduk.
Size D vitamini almak için çıplak güneşe çıkın, tedavi için İçki için, sakınca var oruç tutmayın diyen ve bugün zararları kanıtlanmış binlerce ilaç ve uygulamayı tavsiye eden bir zihniyetin tavsiyelerini hem de bir mü’min olarak nasıl düşünmeden uygulayabilirsiniz muhakemesini bizlere yaptırmıştı.
Bunlar yeni şeyler değildi.
Halbuki ecdadımız kendini batı karşısında bu kadar ezik, aciz ve çaresiz görmez dahası batı karşısında üstün konumda dururdu. İlimlerin sahibi Müslümanlardı.
Ecdad, haramla tedavi olmaya, ölmemeye çalışmazdı.
El Melik’ül Adil Sultan Nureddin Mahmud Zengi’nin oğlu El Salih, saltanatının 10. yılında ve 21 yaşında iken, yakalandığı Kolik hastalığından kurtulması noktasında iyileşmesinin İçki içmesine bağlı olduğunu ve annesine söylemesse kendisine içki verip iyileştireceğini söyleyen Yahudi doktora ‘Bilmez misin ki dinimiz haram olan şeyde size tedavi yoktur. Haramda şifa aramayın, buyurur. Ben o içkiyi içsem ve o şekilde ölsem Allah’a nasıl hesap veririm’ diyerek reddedip böyle bir tavsiye yapmamasını ihtar eder ve ölümü tercih ederken ve dahi tarih kitapları mezarının yıllar sonra nakledilmek için açıldığında etrafa gül kokuları yayıldığı ve cesedinin çürümemiş olduğunu naklederken bizler ölümden kaçmak için her yola başvuran asiler olmuştuk.
Aidin Hanım ‘İnsanlar cennete gitmek istiyor ama ölmek istemiyor. Halbuki ölmeden Cennete gidemezlerki’ sözleri ile bizim durumumuzu bize hatırlatıyor ve bize Yitik Şifanın izlerini gösterip, Peygamberi tavsiyeleri Gerçek Tıp olarak sunuyordu.
O, kavminin içine düştüğü puta tapıcılık ve şirk batağına karşı bütün putları kırıp baltayı büyük putun boynuna asan İbrahim (as) gibi, Kavmi karşısına geçip ‘Size bu dağın ardından bir düşman geliyor desem inanırsınız, öyleyse bilin ben Allah’ın hak peygamberiyim. Gittiğiniz yol yanlış’ diyen Efendimiz gibi, aynen rahmetli Necip Fazıl’ın ifade ettiği gibi;
‘Durun kalabalıklar! Bu cadde çıkmaz sokak. Haykırsam kollarımı makas gibi açarak’ hitabının özünde anlamını bulan açıklıkta ve sarsıcı bir tonla bize BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK ve SONU CEHENNEM diye uyaran peygamberi metod takip eden bir devrimci, bir yenileyici (müceddid) idi.
Aynen Mimar Sinan gibi eserleri şaheser idi.
Bugün nasıl Mimar Sinan’ın bir eserini yapan büyük mimar görülecek idiyse ve Mimar Sinan böyle 400 civarında eser yapmışsa Aidin Hanım’ın tedavi ettiği bir hastayı aynı neticeleri elde ederek tedavi edecek bir doktorun heykelini dikecek bir düzen ortada iken O, böyle binlerce netice, eser ortaya koymuş dahası kendi olmadan da aynı neticeleri elde edeceğimiz ilmi ve metodu da bizlere bırakmıştı.
Gerçek Tıp ilgilisi için bir Tıp kitabı değil, hayatı İslam’a göre yaşamayı somut neticeler elde ettirerek tavsiye ve ispat eden, takipçilerine Afiyet’i, Allah’ın rızası ve Cennet’i kazanma yolunu gösteren bir din ve tebliğ kitabı idi.
Allah bu vesile ile tekrar gani gani rahmet etsin. Kendisini çok sevdiği Efendimize komşu eylesin.
Bizlere de açtığı yolda hayırlı hizmetler yapmayı ve Cennet’te buluşmayı nasip etsin. Amin
Abdullah Kaya
SELAM TV Genel müdürü


Rabia Kadir: Mahkûm Yazar Yücel Tanay’a Açık Mektup
TÜRK DİLİ DALLARI
FİLİSTİN HAKKINDA TARİHİ HAKİKATLAR
Enver Paşa’nın tek oğlu Pilot Yüzbaşı Ali Enver
SİGMUND FREUD VE ATATÜRK
