Özbekistan Erk Demokrat Partisi

Hijyen terörü hasta ediyor

Hijyen terörü hasta ediyor
485 views
02 Aralık 2014 - 15:15

1

“İblis Hücrelerdeki Zikrin Peşinde” Diyen Bilge Hekim Hakka Yürüdü (3)

Doğal gıda bulmanın neredeyse imkânsız olduğu doğal, ya da üretilmiş bir ortamda yediklerimizin sıhhatimiz üzerinde yaptığı olumsuz etkileri birçoğumuz evlerimizdeki ilaç depolarından gayet iyi görüyor olmalıyız. Evlerimiz ilaç deposu gibi. Özellikle son yıllarda sağlık alanında atılan adımlar, ilacı çok kolay erişilebilir bir ürün haline getirdi. Başımız ağrısı ağrı kesiciyle yetinmiyor bir avuç da antibiyotik alıyoruz! Merhume Aydın Salih “Siz Türkleri anlamakta zorlanıyorum. Elinizde zeytin – zeytinyağı gibi bir nimet var, elinizde limon gibi bir nimet var. Hatta elinizde Kur’an gibi bir nimet var. Buna rağmen evleriniz ilaç deposu gibi” diyerek o kırık Türkçesiyle serzenişlerini dile getiriyordu. Hastalıkların temelinde ise yanlış beslenmeyi görüyordu.

DETERJAN TAKINTISI

Evlerimizde dikkat çektiği önemli bir hastalık sebebinin de temizlik malzemesi olarak kullandığımız deterjanları gösteriyordu Aydın Hanım. Bir önceki yazıda insanın en temel iki ihtiyacı arasında saydığımız barınma ihtiyacının nasıl bir hastalık davetçisi olduğunun ısrarla altını çiziyordu merhume. Sağlık ideolojisinin neredeyse dayattığı diyebileceğimiz bir hijyen terörü ile karşı karşıyayız büyük şehirlerde yaşayan biz garibanlar. Ivan Illich’in çok veciz bir biçimde işaret ettiği gibi bir nevi Sağlığın Gaspı ile terörize edilen garip insanlar haline geldik. Hijyen takıntısı yüzünden evlerimizde kullandığımız deterjanların hepsi Aydın Hanım’a göre birer hastalık davetçisi ürünler olarak hizmetimize sunulmuş vaziyette. Parkeler için ayrı, tuvalet için ayrı, banyo için ayrı temizlik maddesi, bulaşıklar için ayrı temizlik maddesi, renkliler için ayrı, beyazlar için ayrı temizlik maddesi kullanılıyor artık evlerin büyük çoğunluğunda. Kullandığımız tüm bu temizlik maddeleri nefes yoluyla bedenimize nüfuz ediyor ve bileşiminde bulunan insan sağlığı açısından zararlı maddeler vücudumuza yerleşiyor.

HİÇ YOKKEN HASTA OLUYORUZ

Aspartam örneğinde olduğu gibi, ortada herhangi bir sebep yokken hasta oluyoruz. Maraz vücudumuzu esir alıyor. Aspartamı da hatırlarsınız başta yapay tatlandırıcılar (diyabet hastaları dikkat) olmak üzere kolalı içecekler, cips benzeri yiyecekler, hazır ve dondurulmuş gıdalardan aldığımızı belirtmiştik. Beslenme gayesiyle tükettiğimiz ürünler aslında bizim maraz sahibi olmamıza zemin hazırlıyorlar ve bunu bize kimse anlatmıyor. Hele doktorlar hiç anlatmıyor. Anlatmıyorlar, çünkü ya bilmiyorlar, ya da bilenler mahalle baskısından dolayı veya Türkiye’nin milyarlarca dolarlık ilaç ithalatının (2000’li yılların ikinci yarısında yıllık ilaç tüketimi 20 milyar dolar civarındaydı) oluşturduğu baskıdan dolayı bu meselelere girmeye cesaret bile edemiyorlardı.

TUTARLI BİR TEDAVİ

Mahalle baskısını oluşturanın ise mevcut sağlık ideolojisi ve modern tıp ideolojisi olarak belirlenebilir. Bunu nereden çıkarıyorum? Şuradan: 2007 yılının başından itibaren Aydın Hanım’ın talebi üzerine kendi uyguladığı tedavi yöntemini öğrenmeleri maksadıyla birkaç doktor arkadaşı bizzat götürdüm. Aydın Hanım “Bu tedaviyi öğreteceğim doktorlar getirin bana” diyordu çünkü. Götürdüğüm doktor arkadaşlar İslâmcı (!) sayılan ve bu camia içinde varlıklarını sürdürebilen arkadaşlardı. Ve kendilerine öğretilmek istenen tedavi yöntemi nebevî bir içeriğe sahipti. Son tahlilde Aydın Hanım’ın hareket noktasını Kur’an ve Sünnet teşkil ediyordu. Dolayısıyla en rahat onlar öğrenebilir ve onlar uygulayabilirdi. O doktor arkadaşların ilk görüşmenin ardından söyledikleri şu cümle önemliydi: “Kendi paradigması içinde çok tutarlı bir tedavi yöntemi. Hem öğrenmek, hem de uygulamak için paradigma değiştirmek gerekiyor.”anım Ve bu arkadaşların hiçbiri Aydın Hanım’ın tedavi yöntemini öğrenmeye cesaret edemediler. Ya meslektaşlarının oluşturduğu mahalle baskısı yüzünden, ya da paradigma değiştirmeye cesaret edemediklerinden tedrise yanaşmadılar.

YÖNTEM NASIL PEKİ?

Aydın Hanım’ın kendisinin uyguladığı ve talebelerine öğrettiği tedavi yöntemi kabaca birbirine bağlı beş kanaldan yürüyordu. İlki ve başlangıç olarak en önemlisi kan grubuna göre beslenme olarak adlandırılabilir. Karışık beslenmeyi bırakmayı, kan grubuna göre faydalı ve yenilebilir olan yiyeceklerden yemeyi, zararlı yiyeceklerden ise uzak kalmayı gerektiriyor bu başlangıç kısmı. Bu basamaktan hemen sonrasını ise oruçlar oluşturuyor: Savm –ı Davut olarak da bilinen (Davut Peygamber bir gününü oruçlu, bir gününü oruçsuz geçirdiği için bu isimle anılıyor) başlangıç orucu geliyor. Buna 36 saatlik oruçlar da (açlık) denilebilir. Oruçlar (açlıklar) hastalığın durumuna göre 3 günlük, 10 günlük, 21 günlük, 40 günlük şeklinde sıralanabilir. 10 günlük açlığa çok önem veren Aydın Hanım, bu açlığın bir nasip işi olduğunu, nasibinde olmayanların bu açlığı yapamadıklarını dile getiriyordu. Yapılabiliyorsa yılda bir defa tekrarlanmasında büyük fayda olan bir açlık bu 10 günlük açlık. 3 günlük açlıklar ise genellikle 7’li kürler halinde uygulanıyor. Yani 3 gün açlık, bir hafta ara verip, tekrar 3 günlük açlık yapmak şeklinde. Bu kür genellikle 7 defa tekrarlanarak sonlanıyor. Bir sonraki basamak ise kadim tedavi yöntemleri arasında sıkça başvurulan ve Fahr –i Kâinat Efendimizin de sünnetleri arasında yer alan hacamat denilen kan almayı uygulamak oluşturuyor. İnsan bedeninde bulunan kılcal damarların kirli kanı depoladığı 22 bölgeye uygulanıyor hacamat. Bir sonraki basamak ise bildiğimiz sülük tutmayı içeriyor. Hacamat bölgelerine uygulandığı gibi, vücudun başka kısımlarına da uygulanıyor. Hastaları arasında sülüğe biraz korkarak ve tiksinerek bakanlara ise Aydın Hanım’ın tekrarladığı ilginç bir cümlesi vardı: “Keşke sen de bu sülük kadar temiz olabilsen. Sülük çok mübarek bir hayvan.” Kırık Türkçesiyle biraz da sesinin tonunu sertleştirerek söylediği bu cümleler aslında Aydın Hanım’ın karakterini ve hayata bakış tarzını da ele veriyordu! Tedavinin son basamağını ise Kur’an okumak oluşturuyor. Hasta kendisi okuyabiliyorsa kendisi, kendisi okuyamıyor, ya da okumaktan aciz bir durumda ise hastanın duyabileceği bir biçimde Kur’an okunmasını muhtevi bu basamak.

GENETİK BİLİM…

Yazıya üst başlık olarak seçtiğimiz cümlesini ise birçok konferansında dile getiriyordu Aydın Hanım: “İblis hücrelerdeki zikrin peşinde.” Bunun için de nano teknoloji ve genetik bilimini kullanıyor insanüstü varlık. Genetik bilimi de, nano teknoloji de genler üzerinde çalışıyorlar. İnsanın yapısını, genlerini değiştirmeye, hatta yapay organlar üreterek insanı değiştirmeye uğraşıyorlar. Hücrelerde devam eden zikir bir yok edilebilse, İblis insana karşı yürüttüğü savaşı da kazanmış olacak.
Gelini Hacer Dulkar Salih’in anlattığına göre Aydın Hanım “Rabbine aç kavuşma arzusu ile” son günlerinde 10 günlük açlığa niyetlenmiş. 10 günlük açlığının sonunda ise hakka yürümüş. Açlığın 10. gününde Karacaahmet Mezarlığı’nda sırlandı. Gelininin ölüm sonrasına ilişkin aktardığı iki sahne beni çok etkiledi: İlk sahne sağ tarafına dönmüş ve aile üyelerinin bile farkına varmadan ruhunu teslim ettiğini anlattığı sahne. İkinci sahne ise Aydın Hanım’ın kefenlenmesinin ardından gülkuruları serpildiğinde kefenine etrafındakilerin onu bir geline ve hepsinin de “narin bir Elif’e benzettikleri” sahneydi. Rabbine aç gitme arzusu ile açlığının son üç gününde su bile içemeden, uykusuz olarak ruhunu teslim etmesi Aydın Hanım’ın günümüzün Allah dostlarından biri olduğunun göstergelerinden biri de aynı zamanda.
Bir başka âlemden geliyormuş gibi, bir rüyadan çıkıp da gelmiş gibi girdi hayatımıza Aydın Hanım ve yine bir rüyadan çıkar gibi çıkıp gitti hepimizin bir misafir olduğu bu dünyadan. Açtı, susuzdu, uykusuzdu, ama hepsi de kendi tercihi idi. Rabbim mekânını cennet eylesin, kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe kılsın.

ALİ SALİ
sabiherden@gmail.com

Kaynak: AKŞAM

REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.