İbrahim Dilmaç
Önceki yazımdan bıraktığım yerden devam ediyorum. Anayasa tartışmaları sırasında AKP-BDP ikilisi “anayasada etnik kimlik vurgusu olmasın” diyerek anayasadan Türk kavramının çıkartılmasını istedi. Buna karşın MHP-CHP ikilsi ise anayasada mealen “Türkiye’de yaşayan herkes Türktür” ibaresinin olmasını istiyorlar. Zaten mevcut anayasada buna benzer bir cümle yer almaktadır. Bu her iki önerme hem tarih ve kültür dünyamızın şekillendirdiği varlığımızla hem de sosyoloji bilimiyle ters düşmektedir. Anayasa’ya “Türkiye’de yaşayan herkes Türktür” diye yazdığınızda herkes Türk olmayacağı gibi, Türkü savaşla ortadan kaldıramadık bari anayasadan Türk kavramını çıkartalım demekle Türklüğü ortadan kaldırıp Türkün devletini gasp edemezsiniz!
1876 tarihli Osmanlı Anayasasının 8’inci maddesinde; din ve ırk farkı gözetmeden bütün tebaa için Osmanlı denilir” denmiştir. Cumhuriyetle birlikte hazırlanan 1024 anayasa komisyonunda bu madde için; Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın Türk denilir” maddesi eklenmek istenirken buna mecliste bulunan Türkçüler itiraz ettiler. Meclisteki en önemli Türkçülerden olan (sonraların Türk Ocağı Başkanı) Hamdullah Suphi Tanriöven Ermenilere ve Rumlara Türk denilmeyeceğini söyledi. Devamla “onlar Türk olamazlar, hatta meclis de firari Rum ve Ermenileri Türk yapamaz” dediği tutanaklara da geçmiştir. Daha sonra ise liberal milletvekillerinin önermesiyle anayasanın 88’inci maddesine; Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denilir” diye yazıldı. 1980 darbesi sonrası darbeci generaller bu yumuşak ifadeyi bir hüküm ifadesine dönüştürüp “Türktür” diye değiştirdiler! Askerler emredince Türkiye’de herkes Türk oldu doğal olarak!
Cumhuriyet tarihi buyunca Türk milliyetçiliği düşüncesine bayraktarlığını yapmış kimseler hiçbir zaman Türk anayasalarında yapılan bu vatandaşlık tarifini kabul etmemişlerdir. Ama ne yazık ki bugün MHP bu tarifi kabul etmenin ötesinde savunuculuğunu yapmaktadır. Günlük hayatımızda etrafımızda özelliklede anayasanın bu maddesini ölümüne savunan kimselerden “o Kürttür, bu Çerkezdir, şu Gürcüdür” şeklinde konuşmalar duyuyoruz. Hatta özellikle Ülkücüler arasında filanca bankalıkta Gürcüler, şu bakanlıkta Kürtler kadrolaştı laflarını en üst düzeyde insanlardan dahi duyuyoruz. Hatta MHP milletvekili tarihçi Yusuf Halaçoğlu alevi Kürtlerin büyük çoğunluğunun ermeni asıllı olduğunu ileri sürmüştü. Başbakan ve cumhurbaşkanı içinde şu ya da bu etnik kökene mensup olduğu sık sık birileri tarafından dile getirilir. Madem Türkiye’de yaşayan herkes Türktür, bu maddeyi ölümüne savunan bu kimselerden bu lafları neden duyuyoruz. Çünkü anayasada yazılı olan ve herkesin “Türk olduğu” hükmeden bu maddenin içeriğine bunu yazanlar ve savunanlar dahil gerçekte kimse inanmıyor! Ama bunu ülkenin bölünmez bütünlüğünün garantisi görüyorlar. Ülkeler anayasalarda yazılı olan ya da olmayan maddeler ile bölünmezler. Gerçek hayatta yaşananlar ya da yaşanamayanlar nedeniyle bölünürler!
Pekâlâ, siz Türkiye’de yaşayan herkesi Türk kabul edip, Türk’ü bir etnik çorbanın adı olarak görürseniz Orta Asya’da, Kafkasya’da, Doğu Türkistan’da, Balkanlarda, Ortadoğu’da ve Rusya’da yaşayan Türkleri nasıl Türk olarak kabul edeceksiniz? Türkiye’de yaşayan herkes Türkse pekâlâ Rusya’da yaşayan herkes Rus mudur!? Rusya bir federasyondur denilebilir. Federasyon olmayan birçok ülkeyi de örnek verebilirim. Mesela İran… İran’da yaşayan herkes Fars mıdır!? Rusya’da federasyon var burada ulus devlet var diye insanlar kolaylıkla kimliklerinden vazgeçmezler. Bunu beklemek saçmalıktır.
Burada sorun egemenliğin siyasal olarak paylaşılması sorunudur. Modern devletlerde egemen milletin dışında hangi etnik kökene sahip olursa olsun tüm vatandaşlar hak ve yükümlülüklerde eşittirler. Buna ırkçılar dışında kimsenin bir itirazı olamaz.
Şimdi anayasada Türk milleti kavramı kaldırılsın, sadece Türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı kavramı kabul edilsin sorun çözülür diyorlar. Ama bir adım sonra Türkiye’nin içinde de Türk kelimesi geçiyor, buda etnik çağrışım yapıyor bu isminde değişmesi gerekir diyecekler. Şimdi anayasadan Türk milleti kavramını çıkartmamak için mücadele edenler o zaman Türkiye isminin değişmemesi için mücadele edecekler. Bu sebeple muhalefet partilerinin ve özellikle MHP’nin Türk milleti kavramını inşa edilmiş ulus kimliği gibi görerek bu açılım politikasına bu noktadan itiraz etmesi kendi tarihsel ve kültürel kimliği ile çelişmektedir. MHP öncelikle Turancı geleneğe yaslanan oradan beslenen bir partidir. Turancı milliyetçilikte Türk kavramı Türkiye’de yaşayanların ortak adı değildir. Bütün Türklerin ortak üst kimliğidir. Arap’ı, Kürt’ü anayasamızda öyle yazıyor diye teorik olarak Türk kabul etmek aslında Türklüğün içinin boşalmasına anlamsızlaşmasına yol açar. Kendini Türk kabul eden Kürt’te, Arap’ta elbette Türk’tür. Buna hiçbir itirazım yok. Irkçılığını gizlemeyen Nihal Atsız’a göre de Türklüğün iki kaynağı vardır: Türk ırkından gelenler ve başka milletlere mensubiyet hissi beslemeyecek derecede Türkleşmiş olanlar.
Eğer Kemalistlerin ve CHP’nin anayasal olarak inşa edilmiş ulus kavramı gerçek olsaydı bugün Kürt sorunu, AKP’nin İslamlar kardeştir ve tek millettir tezi gerçek olsaydı Alevi sorunumuz olmazdı. O halde Kürt’ü Türk, Alevi’yi Sünni yapmakla bu meseleler çözülemez.
Peki, senin önerin ne mi diyeceksiniz;
Anayasada vatandaşlık kavramı teknik bir konudur. İçinde Türk yada Kürt kavramının doğrudan doğruya geçmesine gerek yok. Bu ülkede yaşayan herkes Türk milletinin bir parçasıdır gibi daha yumuşak bir ifadeyle sorun halledilebilir. Ancak esas olarak anayasanın manifestosu da sayılan giriş yada devletin kuruluş esaslarını belirten bölümünde “Türkiye Cumhuriyeti Devleti Selçuklu Türklerinden Tuğrul ve Çağrı bey kardeşlerin öncülüğünde Türk milleti tarafından 1038 yılında kurulmuş Türk hakanlığının devamıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Atatürk, silah arkadaşları ve Türk milleti tarafından 29 Ekim 1923 tarihinde demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olarak yeniden tescil edilmiştir” şeklinde veya buna benzer bir içerikte bir manifesto yazılması zaruridir. Çünkü bu devlet bir muz cumhuriyeti değildir ve sokakta bulunmadı!
Anayasanın giriş bölümü yada devletin kimliği ile ilgili bölüm teknik olarak pratikte işlerliği olan bir bölüm değildir. Giriş bölümünde yada devletin kuruluş esasları bölümünde yazılan bir metinden hukuki ve siyasi bir ayrımcılığı destekleyen bir hukuk literatürü üretilemez. Eğer Kürtler bu devlet Türklerin değil ortak devletimizdir diyorlarsa ve bunu dayatacaklarsa bunu demokrasi içinde elde etmeleri mümkün değildir. Fakat biz Türklerle birlikte demokratik/özgür bir devlet çatısı kendi kimliğimize sahip olarak yaşamak istiyoruz diyorlarsa bu devletin 1038 yılında Türk hakanlarınca kurulmuş bir devlet olduğunu kabul etmeleri ve bu devlet içinde aynen Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler gibi demokratik hürriyetler çerçevesinde yaşamayı seçmeleri gerekir. Siyasal egemenliğe kapı aralayacak özerklik/federasyon gibi yönetim biçimleri hariç her türlü kültürel ve sosyal haklarına sahip olarak.
Türkiye Devletini Türk milleti 1000 yıl önce kurmuştur ve bu kurucu milletin/ırkın adı da Türk’tür. Bu tartışılamaz! Ama bu devlet modern bir devlettir ve içinde Türk olmayanlarında özgürce yaşayabilecekleri kendilerini kimlikleri ile ifade edebilecekleri bir devlet olmalıdır.
İbrahim DİLMAÇ

DÜNYADA HUZUR KAPISININ ANAHTARI
Despotun yenisi, köleliğin eskisi; öyle mi?
– Kazakistan’da ne oluyor? Orta Asya’yı ne bekliyor? – Türk Devletleri Teşkilatı kimler için tehdit oldu? – O Süper Güç doğacak!
İşgalci Rusya! “Rusya Kırım’a 800 bin ile 1 milyon arasında Rus yerleştirdi”
Türkiye orada askeri üs kurabilir
